Azîz, sıddık, mübârek, fedâkâr kardeşlerim!
Dün, altı ehemmiyetli mektûblarınızı aldım. Her mektûbunuza uzun bir mektûb yazmak cidden arzu ederdim. Hem de hakkınızdır; fakat bu hurûfâtı yazan Feyzi şâhiddir ki, altı gecedir, altı saat yatamadım. Yalnız bu altıncı gece, bir buçuk saat kadar yatabildim. Onun için, bu ehemmiyetli mektûblara kısacık birer cümle ile iktifâ ediyorum.
Evvelâ: Risale‑i Nur santralı ve Hulûsi, Hakkı, Süleyman’ı temsîl eden Sabri kardeşim! “Öşür, şer'î zekâttır. Zekât ise, müstehaklaradır.”
Sâniyen: Gül fabrikası gülistanlarını ve merhum bedevî bülbüllerini konuşturan Husrev kardeş! Risale‑i Nur, Isparta’yı, âfât-ı semâviye ve arziyeden muhâfazasına sebeb olduğunu çok hâdisâtla beraber, bu yeni zelzele hâdisesi ve muârız hocanın dolularla başının tokatlanması, yeni bir hücceti oluyor. Ve Mu'cizât-ı Kur'âniye lâhikasını, sizin isabetli fikrinize havâle ediyoruz. Hem siz, yazdığınız mikdarı gönderiniz. Biz burada tekmîl eder, size de sonra haber veririz.
Sâlisen: Nur fabrikasının sâhibi Hâfız Ali kardeş! Senin Risale‑i Nura karşı hàrika ihlâs ve irtibat ve i'tikàdın, inşâallâh o nurları o havâlide dâima parlattıracak. Senin, o büyük zelzelenin gürültüsünü işitmemen ve zelzeleyi hissetmemen; tokadını yiyen hoca gibi, Risale-i Nurun bir nev'i kerâmetidir. Demek, değil şâkirdlere zarar vermek, belki inâyetkârâne, vücûdunu da bazı hàslara bildirmiyor, korkutmuyor.
Râbian: Bizi ve Kastamonu şâkirdlerini kıyâmete kadar minnetdâr eden ve müstesnâ kalemiyle Risale‑i Nurun hemen umumunu bu havâliye yetiştiren; ve evlâd ve peder ve vâlideleri ve refîkasıyla Risale-i Nura hizmet eden kahraman Tahiri kardeşim! Cenâb-ı Hak, hânenizdeki hemşireme, hem bana şifâ ihsân eylesin. Hastalığıma ait bir parça size geliyor. Peder ve vâlidenize de benim tarafımdan deyiniz ki: “Tahiri gibi kahraman bir şâkirdi Risale-i Nura yetiştiren ve o vâsıta ile defter-i a'mâllerine dâima hasenât yazdıran bir şâkirdi bize kardeş veren o mübârek zâtlar, inşâallâh bu saâdeti dâima idâme ettirecekler. Dünyanın cam parçalarını, o elmaslara tercih etmeyecekler. Onlar, hususî duâmızda dâhildirler.”
Hâmisen: Mücâhidlerin üstadı ve efelerin hakîki bir nâsihi ve Risale‑i Nurun hàlis muhlis bir şâkirdi olan Hasan Âtıf kardeşim! Senin uzun ve te'sirli ve ehemmiyetli mektûbun içindeki edîbâne, gayet ince hissiyatın ve sana mahsûs latîf tâbiratın hoşuma gitti. Kardeşim, mübtedi'lerin ve hodfürûşların ve mülhidlerin ilişmelerinden teessürâtın beni, senin hesabına müteessir etti. Evvelce size yazdığım mektûb, inşâallâh o teessürâtı izâle eder.
Risale‑i Nurun mesleği ise; vazifesini yapar, Cenâb-ı Hakk’ın vazifesine karışmaz. Vazifesi tebliğdir; kabûl ettirmek, Cenâb-ı Hakk’ın vazifesidir.
Hem, kemiyete ehemmiyet verilmez. Sen, o havâlide bir tek Âtıf’ı bulsan, yüzü bulmuş gibidir. Merak etme.
Hem, mümkün olduğu kadar hariçten gelen küçük ilişmelere ehemmiyet verme. Fakat ihtiyatla, – bu atâlet mevsimi ve gaflet zamanı ve derd‑i maîşet ibtilâsı zamanında – cüz'î bir iştigâl de ehemmiyetlidir. Tevakkuf değil, muvaffakıyetsiz mağlûbiyet yok! Risale-i Nurun her tarafta gâlibâne fütûhâtı var.
Sâdisen: Eski dost ve kardeş ve Risale‑i Nurun o zamanda ciddi bir talebesi ve Isparta hayatımda bana hüsn-ü hizmetle samîmî bir arkadaş ve himmeti uzun, eli kısa azîz kardeşim Mehmed Celâl!
Seni, o zamandan beri unutmadım. Çok zaman Risale‑i Nur dâiresinde kalemiyle çalışanlar içinde isminle hissedar oluyordun. Senin yüksek isti'dâdını ve ulüvv-ü himmetini Risale-i Nurda isti'mâl etmek arzuluyordum. Demek, derd-i maîşet, sizi bir derece kayd altına aldı. Başta mübârek baban, hânenizde bulunanlara bilmukabele selâm ediyorum. Ve bilhassa Mehmed Seyrânî Hayyat’a çok selâm ile beraber; eğer benim orada iken tanıdığım ve Husrev sisteminde telâkki ettiğim Mehmed Seyrânî ise, onun bin selâmına selâmla mukàbele edip; o Seyrânî, o zamandan beri Risale-i Nurun bir cüz'üne bahsi girdiği ve silinmediği gibi, hâtırımda da silinmemiş. Çok defa bekliyordum ki; Seyrânî, Husrev’in arkasında koşup çalışsın. Demek, onu da derd-i maîşet bağlamış.
Sâbian: Risale‑i Nurun erkân-ı mühimmesinden Halîl İbrahim’in on dört yaşındaki evlâd-ı manevîsi, Risale-i Nur dâiresindeki masûm şâkirdlerin dâiresinde inşâallâh ehemmiyetli mevkii alacak ve o küçük şahsiyette parlak, büyük bir şâkird rûhu görünüyor. Mektûbunda, çocukça konuşmamış; gayet müdakkikàne büyük bir âlim gibi konuşması bizi çok sevindirdi. Mâşâallâh, Bârekallâh dedirdi.
Sâminen: Evvelce haber aldığınız hastalığıma dair bir noksan parça, duâlarınıza ve geçen Ramazan gibi ma'nen yardımlarınıza vesile olmak için o hastalık münâsebetiyle yanımıza gelen bazı zâtlara söylediğim ve noksan kalmış bir fıkrayı yazıyorum. Şöyle ki:
Hâlimi soranlara dedim ki: Hem nazar, hem ervâh‑ı gayr-ı tayyibe cihetinden başıma gelen bu musîbet, Rahmet-i İlâhiye ile, on adetten bire indi, dokuzu ni'met oldu. Bâkî kalan birisi de, dokuz menfaati oldu.
Birinci Menfaati: Hastalıkta her saat ibâdeti, dokuz saat ibâdet hükmüne getirdi.
İkinci Fâidesi: Onbeş Hasta Risalesini, tam zevk ile tashih etmek ve bu hastalık zamanında, hastalara ve muhtaç olanlara çabuk yetiştirmeye sebeb oldu.
Üçüncü Fâidesi: Eski Said’i, Yeni Said’e kalbeden eski bir hastalık gibi; şimdi de, Risale‑i Nurun parlak bir tarzda intişarı, Yeni Said’i de dünya ile bir derece alâkadar ettiği cihetle, o hâlin zararından kurtulmaya sebeb oldu.
Dördüncüsü: Bu mübârek aylarda, pek çok iştiyak ve ihtiyaç ile fazla a'mâl‑i uhreviyede bulunmak arzusuyla beraber, mevsim ve bazı esbâb cihetiyle muvaffak olamayarak fazla müteessir idim. Bu hastalık, tam bu aylara lâyık bir tarzda, hastalıktan gelen ihlâs ve kesret-i sevâb cihetiyle azîm bir menfaati oldu. Beni gündüzde dağ ve bağları gezmekten men'ettiği gibi; gece uyku ve gafletten kurtarıp, kemâl-i tazarru ve niyâz ile geceleri ihyâya sebeb oldu.
Beşincisi: Geçenki Ramazandaki hastalık gibi, bu hastalık dahi, fedâkâr kardeşlerimin şefkatlerini heyecana getirip, benim hesabıma a'mâl‑i uhreviyelerinin bir nev'i zekâtını vermek; nâkıs, kusurlu sermâyemi, birden ona, belki yüze ve bine çıkarmaya sebeb olmasıdır.
Altıncı Fâidesi: Hastalara, yirmibeş devâ‑i îmânî veren risalenin ilâçlarını nefsimde tatbik ederek ayn-ı hakikat olduğunu tasdik edip; a'sâb ve sinirden gelen ziyâde hassâsiyetimden kıymetsiz, fânî işleri lüzumsuz ve endişeli meraktan ve fâidesiz ve zararlı alâkadan bir derece kurtulmaya sebeb olmasıdır.
Umum kardeşler ve hemşirelerimize birer birer selâm ve selâmetlerine duâ ve duâlarını ricâ eden kardeşiniz.
Said Nursî