بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ وَاِنْ مِنْ شَيْءٍ اِلَّا يُسَبِّحُ بِحَمْدِهِ
اَلسَّلَامُ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ
Azîz, sıddık kardeşlerim!
Bu defa beni çok mesrûr eden ve şükre sevk eden ve bu sıralarda hâsıl olan endişemi izâle eden ve Isparta Vilâyeti manevî Medresetü'z‑Zehrâ olduğunu ve Isparta şâkirdleri sebatında ve sadâkatte her yere fâik olduklarını gösteren Risale-i Nur erkânlarından üç-dört mektûb ve o mektûbda isimleri bulunan hàs kardeşlerimin, Risale-i Nura hizmet ve kalemleriyle yardım cihetinde bize gösterdikleri fedâkârâne ulüvv-ü cenâb, böyle bir zamanda ve böyle bir mevsimde gayet parlak bir inâyet-i Rabbâniye olduğuna kanâatimiz var.
Nur fabrikasındaki Aliler ve Tahiri’nin istedikleri mu'cizeli Kur'ânımızla i'câz‑ı Kur'ân zeyilleriyle beraber İstanbul’da Hâfız Emin’in yanındadır, okutturuyorlar ve yazdırıyorlar. İsterseniz benim nüshamı Hâfız Emin’den alınız, onun yerine güzelce zeyilli nüshanızdan birisini veriniz, yanında kalsın. Kur'ânın son yazılan nüshasını da lüzum olduğu ve bilfiil tab'etmek için geldiğiniz zaman İstanbul’a göndereceğim.
Husrev’in uzun ve te'sirli ve kıymetdâr mektûbu ve hâşiyesinde kahraman Rüşdü’nün küçücük mektûbu ve pek çok alâkadar olduğu ehemmiyetli kardeşlerimizin kalemleriyle bize yardımları ve Risale‑i Nurla iştigâli, herşeye tercih etmeleri ve Husrev’in de mütemâdiyen geleliden beri çalışması isbât ediyor ki, Isparta tamamıyla Risale-i Nura sâhib olmuş ve bir Said yerinde bin Said’i bulmuş. Cenâb-ı Hakk’a nihâyetsiz şükür, senâ ve hamd olsun. Mu'cizeli Kur'ânımızın matbaa ve teclid masrafı otuz bin liraya çıkması cihetiyle, bu azîm mes'ele şimdilik te'hir etmesine mecburiyet var.
Re'fet Bey’in bizi hayrete düşüren hayretli ve garîb mektûbunun baştaki kısmı, lâhikaya, medâr‑ı ibret olarak yazıyoruz. Ve bilhassa “ ‘Ene ve Zerre’ nâmındaki Otuzuncu Söz’ü her mü'minin ezber etmesi zarûrîdir” demesi; ve o eserin kırâatinden sonra Barla’da Abdurrahîm nâmını kazanan ve “yâ Rahîm yâ Rahîm” zikrini bize işittiren mübârek kedinin bir kardeşi olarak diğer bir kedi, Ezân-ı Muhammedî’yi (asm) müştâkàne, insan gibi dinlemesi, bize de sizin kadar hayret ve sürûr verdi. Ve Ezân-ı Muhammedî’yi (asm) tam zuhûruna işâret müjdesi telâkki ettik.
Ve Kâtib Osman ve Mehmed Zühtü gibi Hizmet‑i Kur'âniye’de eski ve ehemmiyetli ve kıymetdâr Tenekeci Mehmed’in de rüyası ehemmiyetlidir. Allah hayr etsin. Isparta için çok hayırdır; onun içinde ehemmiyetli bir müjde var.
Re'fet kardeşimizin mektûbu dört cihetle beni memnun etmiş. Zâten eskiden beri Husrev, Re'fet, Rüşdü; hayâlimde, tasavvurumda birleşmişler. Cenâb‑ı Hakk’a şükür ki, onlardan ümîd ettiğim kemâl-i sadâkat ve sebat devam ediyor.
Hem Husrev’in ve Hâfız Ali’nin mektûblarında isimleri bulunan sebatkâr kardeşlerime ve Kâtib Osman ve Mehmed Zühtü ve Isparta Hâfız Ali’si ve Sava kahramanlarına birer birer selâm ve duâ ediyoruz.
Şimdi bu mektûbu yazarken, Risale‑i Nur santralı Sabri’nin mektûbunu Emin getirdi. Açtık, yağmursuzluk bahsine dair Risale-i Münâcât’ın kesretle yazılması bereketiyle yağmurun gelmesi ve Rahmet-i İlâhiye’nin fakir fukaraya imdâd edilmesini yazdığını gördük. Benim için ehemmiyetli bir mes'eleyi halletti.
Burada da yağmura şedîd ihtiyaç vardı. Yağmur gelecek hiçbir alâmet hissetmiyorduk. Bu kaht zamanında yağmursuzluk, fakir fukaraya çok ağır gelmişti. Ben, üç defa, namazdan sonra, masûm fukaraları ve aç kalan hayvanları, Risale‑i Nuru şefâatçi yapıp duâ ettik. Birden aynı gece, me'mûlümüzün fevkınde duânın tam kabûlünü gördük.
Ben hayretle, bu cüz'î duâmız, bu küllî mes'eleye ne derece dahli olduğunu bilemedim. Dedim: “Her hâlde çok mühim duâlara, duâmız da, binden bir hissesi olmuş.” Şimdi tahakkuk etti ki; Isparta nurânîleri, nurlu manevî duâları, bizi de o rahmetten hissedar eyledi. Hattâ o duâma arkamdan âmîn diyenlerden Feyzi’ye, bu mânâyı, bu hayretimi de ona şimdi söyledim. Evvelce söyleseydim, onun hüsn‑ü zannını ta'dil edemeyecektim. Çünkü o, üstadına en büyük hisse veriyor.
Sabri’nin mektûbunda, Sıddık Süleyman ve Barla’daki kardeşlerimizin selâmları ve eski alâkalarını tam muhâfaza eylemeleri, Barla’daki hayatımı tahassürle hatırlattırdı. Ben de onlara çok selâm ederim.
Mübârek Husrev, mektûbunda, hàs kardeşlerimizden Re'fet, Rüşdü, Kâtib Osman, Osman Nuri, Âtıf ve Feyzi’nin bir yâdigâr‑ı tahattur olarak, birer nüsha yazılarını bizlere hediye edilmelerini yazıyor. Cenâb-ı Hak, onlara, yazdıkları herbir harfe mukâbil bin hasene versin, âmîn.