Azîz, sıddık kardeşlerim!
Birden rûhuma gelmiş bir endişeyi beyân ediyorum:
Ehl‑i dalâlet, Risale-i Nurun elmas kılınçlarına mukàbele edemedikleri için, şâkirdleri içinde, derd-i maîşet cihetinden‥ ve bahar mevsimi gafletinden istifade ederek; – meşrebler veya hissiyatları muhâlefetinden – zaîf damarları bulup, şâkirdler içindeki tesânüdü sarsmak istediklerini hissettim ve anladım.
Sakın! Çok dikkat ediniz, içinize bir mübâyenet düşmesin. İnsan, hatâdan hàlî olamaz; fakat tevbe kapısı açıktır. Nefis ve şeytan, sizi, kardeşinize karşı i'tirâza ve haklı olarak tenkide sevkettiği vakit; deyiniz ki:
“Biz, değil böyle cüz'î hukukumuzu, belki hayatımızı ve haysiyetimizi ve dünyevî saâdetimizi Risale‑i Nurun en kuvvetli râbıtası olan tesânüde fedâ etmeye mükellefiz. O bize kazandırdığı netice itibariyle dünyaya, enâniyete ait herşeyi fedâ etmek vazifemizdir” deyip nefsinizi susturunuz! Medâr-ı nizâ' bir mes'ele varsa, meşveret ediniz. Çok sıkı tutmayınız. Herkes bir meşrebde olmaz. Müsâmaha ile birbirine bakmak şimdi elzemdir.
Umum kardeşlerimize birer birer selâm ederiz.