Azîz, sıddık, mübârek kardeşlerim!
Cenâb‑ı Hakk’a hadsiz şükür ediyorum ki, bu acîb zamanda, sizin gibi hàlis, muhlis, mahviyetli, fedâkâr kardeşleri bize ihsân eylemiş.
Bu defa Husrev’in, Hâfız Ali’nin, Hâfız Mustafa’nın, Küçük Ali’nin birbirine hitâben yazdıkları dört mektûblarını okudum. En derin kalbimde bir sürûr, bir hiss‑i şükrân, bir memnuniyet hissettim. Bu çok kıymetdâr kardeşlerimin ne derece àlî himmet ve yüksek rûhlu, Risale-i Nur hizmetinde ne derece fedâkâr olduklarını anladım. Ve Risale-i Nur böyle kuvvetli ve hàlis ellere tevdî' edildiğinden, bize kat'î kanâat verdi ki; Risale-i Nur mağlûb olmayacak. Bu kuvvetli tesânüd, onu dâima yaşattırıp parlattıracak.
Evet kardeşlerim! Sizler, ihlâs sırrını tam muhâfaza ediyorsunuz. Bu kadar esbâb‑ı tefrika içinde vahdetinizi muhâfaza, hakikaten bir hàrikadır.
Hâfız Ali’nin hakikaten müstesnâ bir mahviyet ve tevâzu'u içinde ihlâsı ve fenâ fil'ihvân düsturunu muhâfaza etmesi ve Husrev’in hakikaten tedbirce bana ihtiyaç bırakmayacak bir derecede tedbir ve dirayeti ve Hâfız Ali gibi yüksek ihlâsı ve mahviyeti; Hâfız Mustafa’nın Hizmet‑i Nuriyede büyük iktidarı içinde kuvvetli bir sadâkati ve fedâkârâne teslîmiyeti ve hem Abdurrahman, hem Lütfi, hem Hâfız Ali mânâsını taşıyan büyük rûhlu Küçük Ali, Risale-i Nur hizmetini dünyada herşeye tercihen hayatının en büyük maksadı yapması ve sebeb-i ihtilâfa karşı kuvvetli mukâvemeti bulunduğunu bu dört mektûbunuz bana bildirdi. Aynı sistemde, mes'elede alâkadar kahraman Tahiri ve kahraman Rüşdü’nün dahi aynı hakikatte ve aynı ahlâkta bulunduklarını hiç şübhe etmiyoruz.
Bu altı rüknün, bu muvakkat sarsıntıdan, hakîki bir tesânüdle birbirine el ele, omuz omuza, baş başa vermesi, altıyüz, belki altıbin kıymet‑i maneviyeyi alıyor diye, Cenâb-ı Hakk’a Risale-i Nur hesabına hadsiz şükür ediyoruz ve sizi de tebrik ediyoruz.
Isparta içindeki hàs ve hàlis kardeşlerimizden, bu âhir mektûblarda; Mehmed Zühtü, Isparta Hâfız Ali’sinden haber alamadığımdan merak ettim. Rahatsız değiller mi?
Sandıklı tarafından, kemâl‑i şevk ile ve ciddiyetle fa'âliyette bulunan Hasan Âtıf kardeşimizin bir mektûbundan anladım ki; orada, perde altında fa'âliyetini durdurmak için bazı hocalar, bir kısım tarîkata mensûb adamları vâsıta edip fütûr veriyorlar. Hâlbuki mesleğimiz, müsbet hareket etmektir. Değil mübâreze, belki başkaları düşünmeye de mesleğimiz müsâade etmiyor. Hem, müşterileri de aramaya mecbur değiliz. Müşteriler yalvarmalı.
O kardeşimiz, hakikaten hàlis ve tam sâdık. Kalemi gibi, kalbi, rûhu da güzel; fakat birden herşeyi mükemmel ister; onun için biraz sıkıntı çeker. Mümkün olduğu kadar hem ihtiyat etsin, hem mübtedi' hocalara mübâreze kapısını açmasın. İnşâallâh Cenâb‑ı Hak, onu muvaffak eder. O mıntıkada kendi gibi hàlis rükünleri bulur; belki de bulmuş. Biz, başta onu ve onun etrafındaki Risale-i Nur şâkirdlerini tebrik ediyoruz. Onların az hizmetlerine çok nazarıyla bakıyoruz. Ben buradan onlarla muhâbere ve müşâvere edemediğimden; sizler benim bedelime, o kardeşlerimize hem selâmımızı, hem manevî kazançlarımıza, hàslar dâiresinde, Âtıf’ın sâdık rüfekası ünvânı altında dâhildirler. Her sabah yanımızda ma'nen bulunuyorlar.