Onikinci Ders
﷽
كَمْ مِنْ فِئَةٍ قَل۪يلَةٍ غَلَبَتْ فِئَةً كَث۪يرَةً بِاِذْنِ اللّٰهِ
Ey birader! Küffar ve ehl‑i dalâletin kesret-i adediyle beraber bazı hakàik-ı îmâniyenin inkârlarında ittifakları seni sarsmasın. Çünkü kıymet, kesrette değildir. Zîra insan, insan olmadığı vakit, şeytan bir hayvan olur. Ecnebîler gibi ihtirasat-ı hayvaniyede terakkî ettikçe, hayvaniyeti şiddetlenir; daha ziyâde hayvan olur. Hayvanatın kemiyetçe kesreti ve insanın hayvanata nisbeten kılleti ma'lûm. Hâlbuki hayvanat, insan için halkolunmuştur.
Küffarın ta'rifi ise: Küffar, hayvanat‑ı İlâhîden bir nev'i habîstirler ki; imâret-i dünyaya ve hem mü'minlere derecât-ı niam-ı İlâhiye’yi anlamağa bir vâhid-i kıyâsî olmak için halkedilmişler ve imhâl edilmişlerdir. Şu küffar denilen bu nev'i hayvanatın, hakkı inkâr edip nefyetmekte ittifakları kuvvetsizdir.
Evet küfür, çendan isbât sûretinde de olsa; nefiydir, inkârdır, cehildir, ademdir. Binler ehl‑i nefy ve inkârın iki ehl-i isbâta karşı sözleri bâtıldır, sukùt eder.
Meselâ: Bütün bir şehrin ahâlisi, Ramazan ayına bakıyorlar. Binler insan, “yok” diye nefiy ve inkâr etseler, iki adam da isbât edip şehâdet etse, bütün inkâr edenlerin sözleri hiçe iner. Acaba, kâr‑ı akıl mıdır ki; sen desen: “Bu kadar binlerle insanların tevâtürlerini kabûl ederim, o iki adamın şehâdetlerini reddederim.”
Aynen bunun gibi, biri çıksa dese: “Koca Avrupa’nın bu kadar hükemâsı şu hakikat‑i îmâniyeyi inkâr ediyorlar. Bizim iki hocamızın sözü nasıl tercih ediliyor?”
Ey bîçâre nâdân! Mes'ele hiç öyle değil. Bu söze hiç hakkın yok. Belki bu mes'ele, hiç ehil olmadıkları mes'elelerde nâ‑ehil birkaç fuzûlînin hadsiz ehl-i ihtisàsa karşı söz söylemesidir.
Bir iki hoca dediğin, milyarlar beşerin güneşleri hükmünde olan Şeyh‑i Geylânî, İmâm-ı Gazâlî, Muhyiddin-i Arabî, Şah-ı Nakşibend, İmâm-ı Rabbânî gibi ehl-i ihtisàsın icmâlarıdır ki; o hakikati görmüşler, gösteriyorlar. Koca Avrupa hükemâsı dediğin; madde-perest, akılları gözlerine sukùt etmiş, maneviyattan uzaklaşmış, şems-i hakikatten ve hilâl-i haktan âmîleşmiş; hakkı görmedikleri için hakkı nefyeden, haddinden tecâvüz etmiş san'atkârlardır.
قَدْ يُنْكِرُ الْعَيْنُ ضَوْءَ الشَّمْسِ مِنْ رَمَدٍ
وَيُنْكِرُ الْفَمُ طَعْمَ الْمَاءِ مِنْ سَقَمٍ
Yani, “Bazı gözü hasta olan kimse, güneşin ziyâsını‥ ve vücûdu hasta olan kimse de, suyun tadını inkâr ediyorlar.”