Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
……………………
Hem, bunu kat'iyyen ilân ediyorum ki: Risale‑i Nur, Kur'ânın malıdır. Benim ne haddim var ki, sâhib olayım; tâ ki, kusurlarım O’na sirâyet etsin. Belki, o Nur’un kusurlu bir hàdimi ve o elmas mücevherât dükkânının bir dellâlıyım. Benim karma karışık vaziyetim O’na sirâyet edemez, O’na dokunamaz.
Zâten Risale‑i Nurun bize verdiği ders de, hakikat‑i ihlâs ve terk-i enâniyet ve dâima kendini kusurlu bilmek ve hodfürûşluk etmemektir. Kendimizi değil, Risale‑i Nurun şahs-ı manevîsini ehl-i îmâna gösteriyoruz.
Bizler, kusurumuzu görene ve bize bildirene, fakat hakikat olmak şartıyla, minnetdâr oluyoruz; Allah râzı olsun deriz. Boynumuzda bir akrep bulunsa, ısırmadan atılsa nasıl memnun oluruz. Kusurumuzu – fakat garaz ve inâd olmamak şartıyla ve bid'alara ve dalâlete yardım etmemek kaydıyla – kabûl edip minnetdâr oluyoruz.