Onaltıncı Âyet
لِلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا هُدًى وَشِفَٓاءٌ’dur. Şu şifâlı âyet çok zamandır benim dertlerimin şifâsı ve ilâcı olduğu gibi eczâhâne‑i kübrâ-yı İlâhiye olan Kur'ân-ı Hakîm’in tiryâkî ilâçlarından, Risalei'n-Nur eczâlarının kavanozlarından alarak belki bin manevî dertlerime bin kudsî şifâyı buldum ve Resâili'n-Nur şâkirdleri dahi buldular. Ve fenden ve felsefenin bataklığından çıkan ve tedâvisi çok müşkül olan ve zındıka hastalığına mübtelâ olanlardan çokları onunla şifâlarını buldular.
İşte her derde şifâ olan Kur'ânın ilâçlarının bu zamanda bir kısım kavanozları hükmünde bulunan Resâili'n‑Nur dahi bu şifâdar âyetin bir medâr-ı nazarı olduğuna kuvvetli bir emâre şudur ki:
Bu âyetin makam‑ı cifrîsi olan bin üçyüz kırkaltı adedi Resâili'n-Nurun bin üçyüz kırkaltıda şifâdarâne etrafa intişarının tarihine ve Mu'cizât-ı Ahmediye Aleyhissalâtü Vesselâm nâmında olan Risale-i hàrikanın zaman-ı te'lifine tam tamına tevâfukudur. Şu tevâfuk hem münâsebet-i maneviyeyi te'yid ve onunla teeyyüd eder, hem remizden işâret derecesine çıkarıyor.