وَجَعَلْنَاكُمْ شُعُوبًا وَقَبَٓائِلَ لِتَعَارَفُوا
(اَيْ : لِتَعَارَفُوا فَتَعَاوَنُوا فَتَحَابُّوا لَا لِتَنَاكَرُوا فَتَعَانَدُوا فَتَعَادُّوا…)
Bir nefer takımda, bölükte, taburda, fırkada birer râbıtası, birer vazifesi olduğu gibi; herkesin hey'et‑i ictimâiyede müteselsil revâbıt ve vezâifi vardır. Halîta şeklinde gayr-ı muayyen olsa, teârüf ve teâvün olmaz.
Unsuriyetin intibâhı ya müsbettir ki, şefkat‑i cinsiye ile intiâşe gelir ki, teârüfle teâvüne sebebdir. Veya menfîdir ki, hırs-ı ırkî ile intibâha gelir ki, tenâkürle teânüdün sebebidir. İslâmiyet bunu reddeder.