يُخْرِجُ الْحَيَّ مِنَ الْمَيِّتِ وَيُخْرِجُ الْمَيِّتَ مِنَ الْحَيِّ
Pek çok desâtir‑i külliye ve bir kısım desâtir-i ekserîyi tazammun eder. Ferde, cemâate, nev'e, mesleğe şâmildir. Yalnız ekserî düsturların mâsadakatından bir-iki misâl zikredeceğiz:
Lâkayd Emevîlik, nihâyet Sünnet Cemâate; salâbetli Alevîlik nihâyet Râfizîliğe dayandı.
Hem zâlime karşı miskinliği esâs tutan Hıristiyanlık, nihâyet tecellüd, cebbârlıkta; zâlime karşı cihad, izzet‑i nefsi esâs tutan İslâmiyet – eyvâh – nihâyet miskinlikte karar kıldı.
Hem mebde'i, taassub derecesinde azîmet olsa nihâyeti müsaheleye; ruhsata tarafdârsa, nihâyeti salâbete müncer olan bir kısım Hanbelî, Hanefî gibi…
Hattâ en garîbi, bir kısım müteassıblar mesleklerinin zıddına olarak, küffara karşı müsâmaha, dostluk ve lâkayd Jönler husûmet ve salâbet tarafdârı çıktılar. Güyâ mebde'‑i Hürriyetteki mevkilerini becâyiş ettiler.
İki âlim; bazen nâkısın oğlu kâmil, kâmilin oğlu nâkıs oluyor. Güyâ bakiye‑i iştihâ ve şevki, tevârüsle velede geçiyor. Öteki kazâ-yı vatar ettiğinden, veledinde ilme karşı açlık hissini uyandırmıyor.
Şu emsilelerdeki sırr‑ı düstur şudur: Beşerde meyl-i teceddüd var. Halef, selefi kâmil görse, tezyîd eylemese; meylinin tatminini başka tarzda arar, bazen aksü'l-amel yapar.