Bir Nur Talebesinin Üstad Hazretlerinin Dâr‑ı Bekàya İrtihallerinden Evvel Risale-i Nur ve Üstad Hakkındaki Bir Takrizidir
بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ وَاِنْ مِنْ شَيْءٍ اِلَّا يُسَبِّحُ بِحَمْدِهِ
اَلسَّلَامُ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ اَبَدًا دَائِمًا
Çok şefkatli, pek kerîm, hayatımdan çok azîz Üstadım Efendim Hazretleri!
Mübtedî ve pek acemî bir çocuğun, üstadından aldığı dersi tekrarı misillû, cehl‑i mürekkeb içerisinde pûyan olan şu âciz talebenize Risale-i Nurun feyz-i nâmütenâhîsinden süzülen iksîr-i hayat, rûh ve kalbimi, akıl ve idrak ve şuûrumu, hissiyat-ı sefîhenin istilâsından vikàye ederek, en mübârek bir mürşid-i a'zam gibi himmet-i nâmütenâhîsiyle, en mühim bir kuvve-i dâfia olarak, vücûd mülkünden nefs-i emmâre ve hevâ şerlerini def' ve tardederek, aşılmaz ve yıkılmaz bir sedd-i Kur'ânî ve bir sedd-i îmânî te'sis ediyor.
Risale‑i Nur, nebâtâtın hattâ cemâdâtın dahi lisân-ı hâlleriyle olan tesbihâtını, kâinâtın medâr-ı mefhareti olan lisân-ı Âdem’le beyân ederek Hàlık-ı Kâinâta takdim etmesinden Risale-i Nur bütün mahlûkat ve bütün zîrûh ile de yakìnen alâkadar ve münâsebetdârdır.
Bu kadar ihâtalı, câmi', mânidâr bir hayat‑ı nâmütenâhînin feyyâz nurlarıyla kâinâtlar ışıklanırken, zulümâtlar dağılırken, asırlar yıkanırken, gözleri felsefe bataklığının çamurlarıyla kapalı, kalbleri mühürlü, beşer çehreli mütemerridlerin, كَالْاَنْعَامِ بَلْ هُمْ اَضَلُّ sırrının mazharı o zavallı dâllîn gürûhunun hakàik‑ı Kur'âniyeye karşı kör, sağır, gâfil olarak Hàlık-ı Kâinâta isyanları, hiç şüphesiz, kâinâtı emsâlsiz bir gadabla gadablandırıyor; تَكَادُ تَمَيَّزُ مِنَ الْغَيْظِ sırrıyla Cehennem’i çileden çıkarıyor; mevcûdâta, lisân‑ı hâliyle: “Yaşasın azâb-ı Cehennem!” dedirtiyor.
Risale‑i Nur bütün mîzanlarıyla ve riyâzî kat'iyyetiyle, her türlü hakàikı tam isbât etmesiyle; maddî ilim ve fir'avunâne düşüncelerin neticesi rûhları zifirî karanlıkta olan bu zümrelerin mes'ûliyetleri, geçen asırlardaki mütemerrid küfre nisbetle daha katmerli bir sûrette eşedd bir azâba inkılâb edeceği sarâhatle tezâhür ediyor. Zîra bu dehşetli asrın zındıkları, i'tirâz veya inkâr ettikleri hakàikın riyâzî kat'iyyetini, iki kerre iki dört eder derecesinde bir kat'iyyetle, Risale-i Nurda bizzat müşâhede ettiklerinden ve onlar daha dünyada iken teslîme mecbur olduklarından, sırf bir küfr-ü inâdî ile küfrü iltizam etmelerinden, iblise tâbi bu bedbaht iblis hizmetçilerinin azâbını, küfürleri gibi, eşedd-i azâba lâyık kılmaktadır.
Risale‑i Nur tebşîratıyla, ihbar-ı gaybîleriyle, geçmiş asırların sâkinlerinin nazarlarını gıbta ve tahsin ile asrımıza baktırmaktadır. Veraset-i Nebevî yoluyla pek ulviyeti hâiz ve ümmetin en mübecceli olan ve birinci safını teşkil eden Ashâb-ı Kirâm’ın, hususuyla Hazret-i Ali’nin (ra) kerâmet-i Aleviyeleri ve daha sonra muhakkìkînin ve asfiyânın serfirâzı Hazret-i Gavs’ın (ks) kerâmet-i Gavsiye’leriyle ve Necmeddin-i Kübrâ ve Muhyiddin-i Arabî (ks) gibi kümmelînin kendilerinden sonraki asırlara ait işâretlerinin emsâlsiz sarâhatleriyle, ziyânın güneşi ve harâretin ateşi göstermesi gibi, Risale-i Nurdan en kat'î ve en sarîh ve en ziyâdâr bir sûrette tebşîratlarıyla ve ihbarât-ı gaybiyeleriyle beyânları; ihsânat-ı İlâhiye’nin emsâlsiz hamd ve senâya lâyık bir ikramıdır.
اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ هٰذَا مِنْ فَضْلِ رَبّ۪ي
Risale‑i Nur ma'lûm Sözler’iyle ve bütün eczâlarıyla cadde-i kübrâ-yı Kur'âniyeyi göstermesi itibariyle, kemâlin hadd-i kusvâsına îsâle vesile olduğu gibi; mâyesi harc-ı Kur'ânî ile müzeyyen, müsennâ, muazzam, muhteşem olan Risale-i Nura lâkaydlık etmek, temerrüd ve inkârda bulunmak, insanı a'lâ-yı illiyînin mukâbili olan esfel-i sâfilîne düşürür.
Üstadım Efendim Hazretleri! Kàsır fehmim, nâkıs ifâdem, çok mahdûd ihâtamla; îmân ve irfan ağacının en son ve en nefîs meyvesi Risale‑i Nurun teşrîhi ve izâhını ben yapamıyorum. Zâten onu tam hakikatiyle sekene-i arzın hiçbiri ve hiçbir unsuru, mükemmel yapamaz. O semâvî ilhâm mecmuasının ta'rifi ve teşrîhi ve izâhı; kendisinin kendisine hàs, mümtâz ve serâpâ sehl-i mümteni' olan selâsetli, haşmetli, ziyâdâr, münakkaş, müzeyyen olan ifâde ve beyânlarında nümâyân ve orada ziyâ-bahş ve Nur-efşândır.
Ey Risale‑i Nur, ey mu'cize-i Kur'ân!
Müftehir seninle ins ü cin, zemin ü zaman,
Işıklandı kalbler, doldu nurunla cihan,
Binler selâm sana ey mu'cize‑i Kur'ân!
Ey Risale‑i Nur, ey dertlilere derman!
Yangın gönüllere âb‑ı kevser sen oldun,
Âşık bîçârelere vird‑i seher sen oldun,
Gönüllere takılı inci cevher sen oldun,
Müftehir seninle ins ü cin, zemin ü zaman,
Binler selâm sana ey mu'cize‑i Kur'ân!
Yanık gönüllere sanki zemzem pınarı,
Cennet‑misâl ortası, bağ-ı Firdevs kenarı,
Rûşen âlem, nurunla ey hidayet serdarı!
Müftehir seninle ins ü cin, zemin ü zaman,
Binler selâm sana ey mu'cize‑i Kur'ân!
Mehmed Kayalar