Yine Sabri’nin
Sözler nâmında olan bahr‑i muhît-i Nur’da iki seneyi mütecâviz bir zamandan beri, seyr ü seyahatimin semere ve neticesini görüp bilmek hususunda şimdiye kadar zemin ve zaman müsâid olmadığından, sermâye-i ticâretimin ne derecelere çıktığında; daha doğrusu bir ticâret edinebildim mi, yoksa edinemedim mi, mütereddid ve mütehayyir idim. Hamden-lillâh bu şehr-i rahmet ve mağfirette, inâyet-i Rabbâniye ve muâvenet-i Peygamberiye ve himemât ve daavât-ı Üstadâneleri berekâtıyla sermâye-i ilmiye-i evveliye-i bendegânemin yüzde doksandokuz derece yükseldiğini fehmettim. O menâbi'-i ilmiye ve temsîlât-ı hakîkiye, meclislerimi o kadar tezyîn ve tenvir etmektedir ki, arzetmekten âcizim. Beşerin pek ziyâde ayağını kaydıran şu asırda, gayetle hàrika ve fevkalhad cihâzât ve malzemeyi neşreden Nur fabrikasından her nev'i techizâtı almak farz olduğunu bilip her türlü senâ ve sitâyişe bihakkın sezâ ve lâyık bulunan ve hiçbir sûretle riyâya hamli imkânsız olan müessese sâhib-i a'zamına, ne derecelerde îfâ-yı şükrân ve arz-ı minnetdârî eylesem yine hakkıyla vazife-i zimmetimi edâ etmiş olamayacağım.
Sabri