Onbeşinci Âyet
يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ قَدْ جَٓاءَكُمْ بُرْهَانٌ مِنْ رَبِّكُمْ وَاَنْزَلْنَٓا اِلَيْكُمْ نُورًا مُب۪ينًا Şu âyet bu zamana dahi hitâb eder. Çünkü tamam – مُب۪ينًا hariç kalsa – bin üçyüz altmış küsûr eder. Eğer قَدْ جَٓاءَكُمْ’den sonraki olsa بُرْهَانٌ ve نُورًا kelimelerindeki tenvinler, nun sayılsa bin üçyüz on eder. Demek bu asra da hitâb eder.
Hem قَدْ جَٓاءَكُمْ بُرْهَانٌ cümlesi yalnız dört farkla Furkàn adedine tevâfukla sarîhan baktığı gibi, o kudsî bürhân‑ı İlâhînin bu zamanda parlak ve kuvvetli bir bürhânı olan Resâili'n-Nura dahi, ikinci cümlesi olan: اَنْزَلْنَٓا اِلَيْكُمْ نُورًا مُب۪ينًا adedi, iki tenvin vakıfta iki elif sayılmak cihetiyle beşyüz doksansekiz ederek aynen tam tamına Resâili'n‑Nura ve Risalei'n-Nur adedine tevâfuk ile o semâvî bürhân-ı kudsînin yerde bir bürhânı, Resâili'n-Nur olduğunu remzen haber veriyor.
İhtar: Sözler’in üç ismi olan Risalei'n‑Nur veya Resâili'n-Nur veya Risaletü'n-Nurdaki şeddeli (ن) , iki (ن) sayılmak, cifirce ağlebî bir kaidedir. Şeddeli harf bazen bir, bazen iki sayılabilir.