On İkinci Nükte
Azîz kardeşlerim
Gücenmemek şartıyla bu defa takdirkârâne değil, belki tenkidkârâne iki küçük mes'eleyi beyân edeceğim:
Birincisi: Ben, sizleri ve Risale‑i Nuru müdafaa için çok da'vâlarda bulundum. O da'vâlardaki şâhidlerimin birinci sınıfı sizlerdiniz. Hâlbuki, inkârınızla hem beni şâhidsiz bıraktınız, hem de hakkımdaki ittihamı takviye ettiniz. Çünkü, sizin kaçmanız ve inkârınız, “Demek bir şey var ki, bunlar yanaşmıyorlar” diye fikir verdi. Hem ben sizlerin nasıl tebrienize çalıştım, sizden çoluk çocukları olmayan kısmı beni yalnız bırakmamak için merdâne yanaşmak lâzımdı. Fakat, iş işten geçti, yeniden yanaşmağa lüzum yok.
İkinci Mes'ele: Seciye‑i àliye-i Sahâbeyi ve meşreb-i nurânî-yi peygamberîyi beyân eden Risale-i Nur dâiresindeki feyze kanâat etmeyip, bir kısım kardeşlerimiz tarîkat hevesiyle üstadının ve kardeşlerinin şahs-ı manevîsinin rızâsını ve iznini almadan başka yerde o hevesle, hem kendine fâidesi olmayarak, hem bizlere, hem Risale-i Nura, hem musîbet-zede arkadaşlarımıza, Risale-i Nura girmeyen rüfekamıza zarar ve müteaddid ve dikkatle bizi tecessüs eden adamların nazar-ı dikkatini celbe medâr bir heveste bulundular. Ben ki, her birinizi yüz hemşehrime değiştirmediğimi resmen mahkemede iddia ettim ve beni ziyaret edenlere karşı iddia etmişim ki; Risale-i Nur talebelerinin en küçüğünü, hariç bir velîden daha ehemmiyetli gördüğümü ve Kuleönlü Ali, Lütfi gibi genç ve hàlis Risale-i Nur talebelerini hariçteki büyükçe bir velîye tercih ettiğimi çok emârelerle benden anladığınız hâlde, nasıl oluyor ki menfaatsiz, belki zararlı bir heves yolunda arkadaşlarının şahs-ı manevîsinin ma'lûm ve àlî makamını ve Üstadınızın müsellem size karşı hayırhâhlığını düşünmeyip, hariçte makamı —sizce mechûl— ve hem o bîçâreye zararlı bir sûrette şeyhlik damarını tahrîk etmek sûretinde sohbet etmek muvâfık değildir.
Bu tenkid —hâşâ— sizin umumunuza ve ekserînize ait değil, yalnız bir iki üç zâtın kusurlarına da değil, kalblerinin fazla safvetinden ve tarîkata ziyâde heveslerindendir. Hem Isparta’nın en zaîf damarı, sebeb‑i ittihamımız olan tarîkatı en kuvvetli sebeb göstermeleri, zannederim bu mânâsız tarîkat hevesi sebebiyet vermiştir. Burada bu tevkîfimizin en kuvvetli sebebi, bu bazı sâfdillerin hevesinden ve benimle de münâsebetleri tarîkat süsü verdiğinden tahmin ederim. Pek çok ricâ ederim benim bu tenkidimden gücenmeyiniz.
Said Nursî