بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ
…………………
Risale‑i Nur ve ondan tam ders alan şâkirdleri, değil dünya siyasetlerine, belki bütün dünyaya karşı da Risale-i Nuru âlet edemez ve şimdiye kadar da etmemiş. Biz, ehl-i dünyanın dünyalarına karışmıyoruz. Bizden zarar tevehhüm etmek dîvâneliktir.
Evvelâ: Kur'ân, bizi siyasetten men'etmiş; tâ ki elmas gibi hakikatleri, ehl‑i dünyanın nazarında cam parçalarına inmesin.
Sâniyen: Şefkat, vicdân, hakikat, bizi siyasetten men'ediyor. Çünkü tokada müstehak dinsiz münâfıklar onda iki ise, onlarla müteallik yedi‑sekiz masûm, bîçâre, çoluk-çocuk, zaîf, hasta ve ihtiyarlar var. Belâ, musîbet gelse, o masûmlar o belâya düşecekler. Belki o iki münâfık dinsiz, daha az zarar görecek. Onun için, siyaset yoluyla, idare ve âsâyişi ihlâl tarzında neticenin husûlü de meşkûk olduğu hâlde girmekten; Risale-i Nurun mâhiyetindeki şefkat, merhamet, hak ve hakikat şâkirdlerini men'ediyor.
Sâlisen: Bu vatan, bu millet ve bu vatandaki ehl‑i hükûmet, ne şekilde olursa olsun, Risale-i Nura eşedd-i ihtiyaçla muhtaçtırlar. Değil korkmak veyâhut adâvet etmek, en dinsizleri de, onun dindarâne, hak-perestâne düsturlarına tarafdâr olmak gerektir. Meğer ki, bütün bütün millete, vatana, Hâkimiyet-i İslâmiye’ye hıyânet ola. Çünkü bu milletin ve vatanın, hayat-ı ictimâiyesini anarşilikten kurtarmak ve büyük tehlikelerden halâs etmek için, beş esâs lâzımdır ve zarûrîdir.
Birincisi: Merhamet.
İkincisi: Hürmet.
Üçüncüsü: Emniyet.
Dördüncüsü: Haram ve helâli bilip haramdan çekilmek.
Beşincisi: Serseriliği bırakıp itâat etmektir.
İşte Risale‑i Nur, hayat-ı ictimâiyeye baktığı vakit bu beş esâsı te'min edip, âsâyişin temel taşını tesbit ve te'min eder. Risale-i Nura ilişenler kat'iyyen bilsinler ki; onların ilişmesi, anarşilik hesabına, vatan ve millet ve âsâyişe düşmanlıktır.
İşte bunun bir hülâsasını o câsusa söyledim. Dedim ki: “Seni gönderenlere söyle.
Hem de ki: Onsekiz senedir bir defa kendi istirahati için hükûmete müracaat etmeyen ve yirmi bir aydır dünyayı herc ü merc eden harblerden hiçbir haber almayan ve çok mühim makamlarda çok mühim adamların dostâne temâslarını istiğnâ edip kabûl etmeyen bir adama, ondan korkup, tevehhüm edip, dünyanıza karışmak ihtimaliyle evhâma düşüp, tarassudlarla sıkıntı vermekte hangi mânâ var? Hangi maslahat var? Hangi kanun var? Dîvâneler de bilirler ki ona ilişmek dîvâneliktir.”
O câsus da kalktı gitti.
Said Nursî