İkinci Remz
Kur'ânın el‑Âyetü'l-Kübrâ’sı olan تُسَبِّحُ لَهُ السَّمٰوَاتُ السَّبْعُ وَالْاَرْضُ وَمَنْ ف۪يهِنَّ وَاِنْ مِنْ شَيْءٍ اِلَّا يُسَبِّحُ بِحَمْدِهِ’nin hakikat‑i kübrâsını ve tefsir-i ekberini gösteren ve Ramazan-ı Şerîfin ilhâmî bir hediyesi bulunan Yedinci Şuâ risalesine, Hazret-i İmâm-ı Ali (ra) Mektûbat’a işâretten sonra Lem'alar’a işâret içinde Şuâlar’a bakarak وَبِالْاٰيَةِ الْكُبْرٰى اَمِنّ۪ي مِنَ الْفَجَتْ deyip, ilm‑i belâğatça “müstetbeâtü't-terâkib” ve “maârîzü'l-kelâm” denilen mânâ-yı zâhirînin tebaiyetiyle ve perdesinin arkasıyla müteaddid karînelerin kuvvetine göre işâret eder. Ve o acîb ve yüksek ve tevhidin hüccetü'l-kübrâsı; ve el-Âyetü'l-Kübrâ’nın bir alâmet-i kübrâsı ve bir tefsir-i a'zamı olan risaleye “Âyetü'l-Kübrâ” nâmı veriyor. Ve o nâmla hem menba'ı olan Âyetü'l-Kübrâ’nın azametini, hem bu Yedinci Şuâ olan vahdâniyetin ve tevhidin bürhân-ı a'zamının fevkalâde kuvvetini ilân eder, haber verir.
Hazret‑i İmâm-ı Ali’nin (ra) bu büyük iltifatına, bu risalenin liyâkatine her kimin bir şübhesi varsa, gelsin bir defa o risaleyi okusun. Eğer, evet lâyıktır demezse bana tuh! desin.
Evet, Kur'ânın aleyhinde bin seneden beri müntakìmâne hazırlanan dinsizlerin i'tirâzlarını ve kâfir feylesofların terâküm edip şimdi yol bularak intişar eden şübhelerini ve Kur'ânın dehşetli darbelerinden intikam besleyen muannid Yahudîlerin ve mağrûr bir kısım Hıristiyanların hücumlarını def'edip mukàbele eden ve her asırda Kur'ânın pek çok kahramanları ve manevî kaleleri vardı. Şimdi ihtiyaç bir‑iki’den, yüze çıkmış. Ve müdâfi'ler yüzden, iki-üçe inmiş.
Hem, hakàik‑ı îmâniyeyi, ilm-i kelâmdan ve medreseden öğrenmek çok zamana muhtaç bulunduğundan bu zamanda o kapı dahi kapandı. Hem çabuk, hem herkes anlayacak bir tarzda en derin hakikatleri ta'lim eden Risale-i Nur, elbette İmâm-ı Ali Radıyallahu Anh’ın bu iltifatına lâyıktır.
Hem İmâm‑ı Ali (ra) onuncu mertebe-i ta'dâdında, onuncu sûre olarak ve kıyâmet ve Leyle-i Berât’a bakan وَبِسُورَةِ الدُّخَانِ ف۪يهَا سِرًّا قَدْ اُحْكِمَتْdeyip mânâ‑yı işârîsiyle “Onuncu Söz” nâmında ve mertebesinde olan Haşir Risalesi’ne işâretle beraber, o risalenin fevkalâde ehemmiyetini ve gayet muhkem olduğunu ve o zamanın dumanlı karanlıklarını izâle eden bir Leyle-i Berât’ın bir kandili hükmünde bulunmasına ve haşir ve kıyâmetin bir alâmeti olan duhàn, hem Leyle-i Berât’ın senevî olarak hikmetli tefrik ve taksim-i umûr noktalarıyla ve başka karîneler ile îmâen ve remzen haber veriyor.
Evet Onuncu Söz, çok ehemmiyetli bir belâyı def'etti. Hürriyet‑i efkâr serbestiyeti ve Harb-i Umumî sarsıntısı vaktinde haşri inkâr eden münâfıklar, fırsat bulup çok yerlerde zehirli fikirlerini izhâra başladıkları bir zamanda Onuncu Söz çıktı ve tab'edildi. Bin nüshası etrafa yayıldı, onu gören herkes kemâl-i iştiyak ve merakla okudu. Zındıkların kâfirâne fikirlerini tam kırdı. Ve onları susturdu. İmâm‑ı Ali Radıyallahu Anh’ın bu takdirine liyâkatini isbât etti. Kimin şübhesi varsa gelsin onu dikkatle okusun, haşrin ne kadar kuvvetli bir bürhânı olduğunu görsün.
Hem Hazret‑i İmâm-ı Ali (ra) ondokuzuncu sûre olarak Sûretü'n-Nur’u بِسِرِّ حَوَام۪يمِ الْكِتَابِ جَم۪يعِهَا ❋ عَلَيْكَ بِفَضْلِ النُّورِ يَا نُورُ اُقْسِمَتْ fıkrasıyla zikrederek pek muhtasar olan Ondokuzuncu Söz’e ve pek mükemmel bulunan Ondokuzuncu Mektûb’a işâret için nur lafzını tekrar etmekle mektûbların mertebesi, yani Ondördüncü Mektûb noksan kalmasına îmâen Sûre‑i Nur’u onbeşincide yine zikretmesiyle gayet latîf ve müdakkikàne haber veriyor. Ve o iki risaleleri, Risale-i Nurun, büyük Nurları olduklarını bildiriyor. Evet, Risalet-i Muhammediye Aleyhissalâtü Vesselâm’a dair olan Ondokuzuncu Söz, hem üç cihetle kerâmetli ve hàrika olan Ondokuzuncu Mektûb, elhak Risale-i Nurun en parlak birer nurudurlar.
Ve Âişe‑i Sıddıka Radıyallahu Anhâ’nın berâeti münâsebetiyle, âyet-i Nur’un مَثَلُ نُورِهِ kelimesindeki zamîr, üç vecihten birisi ile Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm’a râci' olmak haysiyetiyle, Sûre‑i Nur Zât-ı Muhammediye Aleyhissalâtü Vesselâm ile ziyâde alâkadar bulunduğundan, o sûre ile Risalet-i Muhammediye Aleyhissalâtü Vesselâm’ı isbât eden o iki risaleye iki nur lafzıyla, belki üç nur kelimeleriyle yine aynen risalet-i Ahmediye Aleyhissalâtü Vesselâm’ı isbât eden Mi'râc Risalesi’ne dahi işâret etmiş.
Ben itiraf ediyorum ki: Ondördüncü Mektûb, noksan kaldığını unutmuştum. Hazret‑i İmâm-ı Ali (ra) aynı sûreyi iki defa tekrar etmesiyle tahattur ettim ve işârâtındaki dikkatine hayran oldum. Fakat o tekrar, yalnız Ondokuzuncu Söz ve Mektûb için sayılır; ondan sonrakilere nisbeten sayılmaz.