بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ
وَاِنْ مِنْ شَيْءٍ اِلَّا يُسَبِّحُ بِحَمْدِهِ
Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
Geçen Leyle‑i Kadr’inizi ve gelen bayramınızı bütün mevcûdiyetimle tebrik ve sizleri Cenâb-ı Erhamürrâhimîn’in birliğine ve rahmetine emânet ediyorum. مَنْ اٰمَنَ بِالْقَدَرِ اَمِنَ مِنَ الْكَدَرِ sırrıyla sizi tesellîye muhtaç görmemekle beraber, derim ki: وَاصْبِرْ لِحُكْمِ رَبِّكَ فَاِنَّكَ بِاَعْيُنِنَا وَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ âyetinin mânâ‑yı işârîsiyle verdiği tesellîyi tamamıyla gördüm. Şöyle ki:
Dünyayı unutmak, Ramazanımızı âsûde geçirmek düşünürken, hâtıra gelmeyen ve bütün bütün tahammülün fevkınde bu dehşetli hâdise, hem benim, hem Risale‑i Nurun, hem sizin, hem Ramazanımız, hem uhuvvetimiz için ayn-ı inâyet olduğunu ben müşâhede ettim. Bana ait cihetinin ise, çok fâidelerinden yalnız iki-üçünü beyân ederim.
Birincisi: Ramazanda, çok şiddetli bir heyecan, bir ciddiyet, bir ilticâ, bir niyâz ile müdhiş hastalığa galebe ederek çalıştırdı.
İkincisi: Herbirinize karşı bu sene de görüşmek ve yakınınızda bulunmak arzusu şiddetli idi. Yalnız birinizi görmek ve Isparta’ya gelmek için bu çektiğim zahmeti kabûl ederdim.
Üçüncüsü: Hem Kastamonu’da, hem yolda, hem burada, fevkalâde bir tarzda, bütün elîm hâletler birden değişiyor ve me'mûlün ve arzumun hilâfına olarak bir dest‑i inâyet görünüyor. اَلْخَيْرُ ف۪ي مَا اخْتَارَهُ اللّٰهُdediriyor. En ziyâde beni düşündüren; Risale‑i Nuru, en gâfil ve dünyaca büyük makamlarda bulunanlara da kemâl-i dikkatle okutturuyor, başka bir sahada fütûhâta meydân açıyor.
Ve en ziyâde rikkatime dokunan ve kendi elemimden başka herbirinizin sıkıntısından başıma toplanan bütün elemlere ve teessüflere karşı, Ramazanda bir saati yüz saat hükmüne getiren o şehr‑i mübârekte, bu musîbet dahi, o yüz sevâbı, herbir saati on saat derecesinde ibâdet yapmakla bine iblâğ ettiğinden, Risale-i Nurdan tam ders alan ve dünyanın fânî ve ticâretgâh olduğunu bilen ve herşeyi, îmânı ve âhireti için fedâ eden ve bu Dershâne-i Yûsufiye’deki muvakkat sıkıntılar, dâimî lezzetler ve fâideler vereceklerine inanan sizin gibi ihlâslı zâtlara acımak ve rikkatten ağlamak hâletini, tebrik ve sebatınızı gayet istihsân ve takdir etmek hâletine çevirdi. Ben de: اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ عَلٰى كُلِّ حَالٍ سِوَى الْكُفْرِ وَالضَّلَالِ dedim.
Bana ait bu fâideler gibi hem uhuvvetimizin, hem Risale‑i Nurun, hem Ramazanımızın, hem sizin bu yüzde öyle fâideleri var ki, perde açılsa, “Yâ Rabbenâ! Şükür. Bu kazâ ve kader‑i İlâhî, hakkımızda bir inâyettir.” dedirtecek kanâatim var.
Hâdiseye sebebiyet verenlere itâb etmeyiniz. Bu musîbetin geniş ve dehşetli plânı çoktan kurulmuştu, fakat ma'nen pek çok hafif geldi. İnşâallâh, çabuk geçer. عَسٰٓى اَنْ تَكْرَهُوا شَيْئًا وَهُوَ خَيْرٌ لَكُمْ sırrıyla me'yûs olmayınız.
Said Nursî