Kardeşlerim!
Her ihtimale karşı, bu sabah ihtar edilen bir mes'eleyi beyân etmek lâzım geldi.
Bizim, Kur'ân’dan aldığımız hakikatler, güneş, gündüz gibi şek ve şübhe ve tereddüdü kaldırmadığını, yirmi seneden beri “Acaba zındık feylesoflar buna karşı ne diyecekler ve dayandıkları nedir?” diye nefsim ve şeytanım çok araştırdılar. Hiçbir köşede bir kusur bulamadıklarından sustular. Zannederim, çok hassas ve iş içinde bulunan nefis ve şeytanımı susturan bir hakikat, en mütemerridleri de susturur.
Mâdem biz, böyle sarsılmaz ve en büyük ve en ehemmiyetli ve fiat takdir edilmez derecede kıymetdâr ve bütün dünyası ve can ve cânânı bahâsına verilse yine ucuz düşen bir hakikatin uğrunda ve yolunda çalışıyoruz. Elbette bütün musîbetlere ve sıkıntılara, düşmanlara, kemâl‑i metânetle mukàbele etmemiz gerektir.
Hem, belki karşımıza, aldanmış veya aldatılmış bazı hocalar ve şeyhler ve zâhirde müttakìler çıkartılır. Bunlara karşı vahdetimizi ve tesânüdümüzü muhâfaza edip, onlar ile uğraşmamak lâzımdır, münâkaşa etmemek gerektir.
Said Nursî