Emirdağı’ndaki hayatı şöyle hülâsa olunabilir:
Dâimî tarassud altındadır. Mahkemeden berâet kazanması ve eserlerinin iâde edilmesine rağmen, serbest bırakılmış değildir. Eskisinden daha ziyâde kontrol ve mütemâdiyen pencere ve kapısından nezârete ma'rûzdur. Mektûblarında da beyân ettiği gibi; Denizli hapsinin bir aylık sıkıntısını bazen bir günde Emirdağı’nda çekiyordu. Üstada yapılan bed muâmeleler ve takınılan tavır, Emirdağı ahâlisince yakından bilinmektedir. Denizli Mahkemesi’nin berâeti üzerine, mahkeme eliyle Nurların intişarına ve Said Nursî’nin hizmet‑i îmâniyesine sed çekemeyen gizli dinsizlik komiteleri, bu defa başka yollardan, idarî makamları evhâmlandırıp aleyhe geçirerek hattâ imhasına kadar çalışıyorlardı. Bu plân kat'î idi.
Bir bekçi, kapısı önünden ayrılmazdı. Üstad ile görüşebilmek pek müşküldü. Emirdağı’nda ilk defa Üstadla yakından alâkadar olan Çalışkanlar Hânedânı, kasabalarına nefyedilen bu âlim ve fâzıl ihtiyar zâta yakından dostluk göstermişler, hizmetine koşmuşlar, sırf Lillâh için olan bu irtibatlarını sû‑i tefsir edenlerin yalan ve tezviratına aldırmayarak alâkalarını gevşetmemişlerdi. Çalışkanlar’la beraber Emirdağı’nda birçok sâdık mü'minler Nur’a talebe olmuşlar, Üstad’ın Hizmet-i Nuriyesine iştirâk etmişler, Nur Risalelerini okuyup yazmaya ve etrafa neşre başlamışlardı. Üstad’ın Emirdağı’nda ikametinden sonra, Risale‑i Nurun dersleriyle halkın mühim bir kısmının ilim, îmân, ahlâk ve fazilet bakımından terakkî ettiği herkesçe ma'lûm olduğu gibi, resmî zâtların ikrarıyla da sâbittir.
Emirdağ talebeleri, Üstad’ın Emirdağı’ndaki hayatına dair diyorlar ki:
Üstad Emirdağı’nda dâimî tarassud altında bulunuyordu. Açık havalarda gezmeye çıkardı. Üstad’ın, bahar ve yaz mevsimlerinde mutlaka kırlara çıkmak âdeti idi. Yalnız başına gider, birkaç saat kalır, sonra evine dönerdi. Kırlara çıktığı zaman, çok defa arkasından takib ettirilirdi. Bazen bekçiler, bazen jandarmalar takib ederdi. Hattâ bir defa arkasından kurşun attırılmış, fakat isabet etmemiştir. Bir gün bir resmî memur, arkasından koşarak; “Dışarı çıkmak yasak! Başına bere koyamazsın, sarık saramazsın!” diye mütehakkimâne ve mütecâvizâne ifâdeler kullanmış, Üstad da geriye dönmüştür. Bu tarz muâmeleler çoktur.
Üstad’ın Emirdağı’ndaki hizmeti ve meşgalesi, başka yerlerde olduğu gibi, yalnız bir vazifeye münhasır değildi. Gerek Lâhikalar’daki mektûblardan, gerek ziyaretine gelen dostların ve eski ilim arkadaşları ve talebelerinin ihbarından ve gerekse de kendine yakından alâkadar olan talebe, komşu ve halkların müşâhedâtından anlaşılıyor ki; Hakka müteveccih, hakikatten nebeân eden müteaddid hizmetleri, vazifeleri vardı ve herbir günde de bu vazifelerini îfâya çalışırdı.
Hakàik‑ı Kur'âniye nurları olan “Sözler”, “Lem'alar” gibi eserlerini te'lif, tashih ve neşr ile meşgul olmakla beraber, kelimât-ı kudret olan masnûât ve mevcûdâtı seyr ve temâşâya, kitab-ı kâinâtı mütâlaaya çok müştâk idi. Zemin yüzünde yazılan, bahar sahifesinde teşhîr edilen rahmet ve hikmetin mu'cizeli eserlerini, eşcâr ve nebâtât ve hayvanattaki San'at-ı İlâhiye’nin hàrikalarını, sîmâlarında parıldayan tevhid sikkelerini okumağa ziyâdesiyle meftûn idi. Böylece, hakàik-ı îmâniyenin, mârifetullâhın nihâyetsiz ufuklarında hakkalyakìn mertebesinde kanat açıp geziyordu.
Esâsen, Kur'ân’dan aldığı mesleğinin bir esâsı, tefekkürdür. Eserlerinde insanı dâima tefekküre sevkeder ve tefekkürü ders verir. İlim ve tefekkür ile kazanılan mârifet‑i İlâhiye’nin, rûh için kâinât vüs'atinde bir genişlik te'min ettiğini ve وَف۪ي كُلِّ شَيْءٍ لَهُ اٰيَةٌ تَدُلُّ عَلٰى اَنَّهُ وَاحِدٌ “herbir şeyde Sâni'‑i Vâhid’e işâretler, delil ve âyetler bulunduğunu” ifâde eder; تَفَكُّرُ سَاعَةٍ خَيْرٌ مِنْ عِبَادَةِ سَنَةٍ sırrına göre hareket ederdi.