Yine şu fıkra Sabri’nindir
Ma'ruzât‑ı hususiye: Şu ondördüncü Asr‑ı Muhammedî’de (asm) marziyât-ı Rabbâniye ve tebliğât-ı Ahmediyeyi bihakkın îfâ ve icra ve i'lâm ve infaz eden elhak “matla'-i şems-i füyûzât” tâbiriyle tavsif ve ta'zîme mâsadak bulunan “Nur” risale-i ferîdelerinden rûh-u âcizîye in'ikâs eden ve sermâye-i kemterânemden olmayıp sırf Risaletü'n-Nurun füyûzât ve lemeâtından derip, çatıp yazdığım arîzalarım, mahzâ bir eser-i hüsn-ü teveccüh-ü kerîmâneleri olarak Risaletü'n-Nur sırasına idhal edilmesi hicâbımı intac etmiştir. Zîra bahr-i muhîte nisbeten bir cedvel hükmünde bile olamayan, bu abd-i âcizin pür-kusur ifâdeleri öyle bâlâ bir mevkide yer tutacak bir mâhiyette olmadığı âşikârdır. Umarım Cenâb-ı Kibriyâ’dan ki, karîn bulunduğu nevvâr ve ziyâdâr Sözler’in nur ve ziyâlarından müstefîd ve ziyâdâr ola.
Sabri