Dördüncü Mes'ele
Kelâmın kuvvet ve kudreti ise; kelâmın kuyûdâtı, birbirine cevab vermek ve keyfiyâtı birbirine muâvenet etmekle; umumen karınca kaderince, asıl garaza işâret ve herbiri parmağını maksad üzerine bırakmak ile;عِبَارَاتُنَا شَتّٰى وَحُسْنُكَ وَاحِدٌ ❋ وَكُلٌّ اِلٰى ذَاكَ الْجَمَالِ يُش۪يرُdüsturuna timsâl olmaktır. Demek kuyûdât, zenâv gibi veyâhut dereler gibi; maksad ise, ortalarından istimdâd edici bir havuz gibi olmak gerektir.
Elhâsıl: Zihnin şebekesi üstünde tersîm olunan ve nazar‑ı akıl ile alınan sûret-i garaz müşevveş olmamak için, tecâvüb ve teâvün ve istimdâd lâzımdır.
İşâret: Bu noktadan intizam neş'et etmekle, tenâsüb tevellüd edip, hüsün ve cemâl parlar. Eğer istersen, Rabb‑i İzzet’in kelâmına teemmül et… Ezcümle: Zerresi, büyük bir taş kadar büyük olan azâbdan tahvif ve insanı, kalak ve tahammülsüz olduklarını göstermek için sevkedilen; وَلَئِنْ مَسَّتْهُمْ نَفْحَةٌ مِنْ عَذَابِ رَبِّكَ olan âyete bak. Nasıl ki; “Şeyi, zıddından in'ikâs ettirmek” olan kaide‑i beyâniyeye binâen, tehvil ve tahvif için; azâbın bir parçasının derece-i te'sirini göstermek istediğinden, kıllet olan esâs-ı maksada, nasıl kelâmın her tarafı elini oraya uzatıp, kuvvet veriyor.
Şöyle:
اِنْ lafzındaki teşkîk ile tahfif‥ Ve مَسَّتْ’deki yalnız temâs‥ Ve نَفْحَةٌ maddesinde ve sîgasında ve tenkîrindeki taklîl ve tahkîr‥ Ve مِنْ’deki teb'îz‥ Ve nekâle bedel عَذَابِ zikrindeki tehvin‥ Ve رَبِّكَ’deki îmâ‑i rahmet, umumen taklîli göstermekle, azâbı nihâyet derecede ta'zîm ve tehvil eder.
Zîra, azı böyle olursa, çoğundan Allah esirgesin…
Tenbih: Bu sana ser‑meşktir; yazabilirsen meşk et. Zîra, bütün âyât-ı Kur'âniye bu intizam ve tenâsüb ve hüsne mazhardırlar. Fakat makàsıd bazen mütedâhilen müteselsildir. Herbirinin tevâbi'i, ötekiyle mukàrin olur, fakat muhtelit olmaz. Dikkat etmek gerektir. Zîra, nazar-ı sathî böyle yerlerde çok halt eder.