Dördüncü Suâliniz
اِنَّ اللّٰهَ مَعَ الصَّابِر۪ينَ’de hikmet ve gaye nedir?
Elcevab: Cenâb‑ı Hak, Hakîm ismi muktezâsı olarak, vücûd-u eşyada bir merdivenin basamakları gibi bir tertib vaz'etmiş. Sabırsız adam teennî ile hareket etmediği için, basamakları ya atlar düşer veya noksan bırakır; maksûd damına çıkamaz. Onun için hırs mahrumiyete sebebdir; sabır ise müşkülâtın anahtarıdır ki; اَلْحَر۪يصُ خَائِبٌ خَاسِرٌوَالصَّبْرُ مِفْتَاحُ الْفَرَجِ durûb‑u emsâl hükmüne geçmiştir. Demek Cenâb-ı Hakk’ın inâyet ve tevfiki, sabırlı adamlarla beraberdir. Çünkü sabır üçtür:
Biri: Ma'siyetten kendini çekip sabretmektir, şu sabır takvâdır. اِنَّ اللّٰهَ مَعَ الْمُتَّق۪ينَ sırrına mazhar eder.
İkincisi: Musîbetlere karşı sabırdır ki, tevekkül ve teslîmdir. اِنَّ اللّٰهَ يُحِبُّ الْمُتَوَكِّل۪ينَاِنَّ اللّٰهَ يُحِبُّ الصَّابِر۪ينَ şerefine mazhar ediyor.
Ve sabırsızlık ise, Allah’tan şikâyeti tazammun eder ve ef'âlini tenkid ve rahmetini ittiham ve hikmetini beğenmemek çıkar. Evet, musîbetin darbesine karşı şekvâ sûretiyle elbette âciz ve zaîf insan ağlar; fakat şekvâ O’na olmalı, O’ndan olmamalı. Hazret‑i Yakub Aleyhisselâm’ın اِنَّمَٓا اَشْكُوا بَثّ۪ي وَحُزْن۪ٓي اِلَى اللّٰهِ demesi gibi olmalı. Yani, musîbeti Allah’a şekvâ etmeli; yoksa Allah’ı insanlara şekvâ eder gibi, “Eyvâh! Of!” deyip, “Ben ne ettim ki, bu başıma geldi!” diyerek, âciz insanların rikkatini tahrîk etmek zarardır, mânâsızdır.
Üçüncü Sabır: İbâdet üzerine sabırdır ki, şu sabır onu makam‑ı mahbûbiyete kadar çıkarıyor. En büyük makam olan ubûdiyet-i kâmile cânibine sevkediyor.