Hâtıra Gelen İkinci Nükte:
Sâni'‑i Kadîr, Fâtır-ı Hakîm, Vâhid-i Ehad, kemâl-i kudretini ve cemâl-i hikmetini ve delil-i vahdetini göstermek için, pek az bir şeyle çok işleri görmek; pek küçük bir şeyle, pek büyük vazifeleri gördürmeyi âdet etmiştir.
Bazı Söz’lerde demiştim ki: Eğer bütün eşya bir tek Zât’a isnâd edilse, vücûb derecesinde bir sühûlet, bir kolaylık peydâ eder. Eğer eşya müteaddid sâni'lere, esbâblara isnâd edilse; imtina' derecesinde bir suûbet, bir müşkülât ortaya düşer. Çünkü, bir zâbit gibi veya usta gibi bir tek zât, kesretli efrâda ve kesretli taşlara bir fiil ile, bir hareket ile ve sühûletle bir vaziyet verip bir netice hâsıl eder ki; eğer o vaziyeti alması ve o neticeyi istihsâl etmesi, o ordudaki efrâda ve o direksiz kubbedeki taşlara havâle edilse, pek çok fiillerle, pek çok müşkülâtla, pek çok karışıklıklarla ancak yapılabilir.
İşte şu kâinâttaki raks ve deverân, seyr ü cevelân ve temâşâ‑i tesbih-feşân ve fusûl-u erbaa ve gece-gündüzdeki seyerân gibi ef'âl, eğer vahdete verilse; bir tek Zât, bir tek emirle bir tek küreyi tahrîk ile, mevsimlerin değişmesindeki acâib-i san'atı ve gece gündüzün deverânındaki garâib-i hikmeti ve yıldızların ve Şems ve Kamerin sûrî hareketlerinde şirin temâşâ levhalarını göstermek gibi, o àlî vaziyetleri ve gâlî neticeleri istihsâl eder. Çünkü umum mevcûdât ordusu O’nundur. İstese, Arz gibi bir neferi, umum yıldızlara kumandan ta'yin eder; koca Güneşi, ahâlisine ısıtıcı ve ışık verici bir lamba; ve elvâh-ı nukùş-u Kudret olan fusûl-u erbaayı da, bir mekik; ve sahâif-i kitabet-i Hikmet olan gece gündüzü de, bir yay yapar. Herbir gününe, ayrı bir şekilde bir kameri göstererek, evkàtın hesabı için takvimcilik yaptırır‥ ve yıldızların kendilerine, raksa gelen ve cezbeden rakseden melâikenin ellerinde, süslü ve şirin, parlak, nâzenîn misbâhlar sûretini vermek gibi, Arza ait çok hikmetlerini gösterir.
Eğer bu vaziyetler, umum mevcûdâta hükmü ve nizâmı ve kanunu ve tedbiri müteveccih olan bir Zâttan istenilmezse; o vakit umum güneşler, yıldızlar, hakîki hareket ile ve hadsiz bir sür'atle hadsiz bir mesâfeyi, her gün kat'etmeleri lâzım gelir.
İşte vahdette nihâyetsiz sühûlet ve kesrette nihâyetsiz suûbet bulunduğundandır ki; ehl‑i san'at ve ticâret, kesrete bir vahdet verir, tâ sühûlet ve kolaylık olsun; yani şirketler teşkil ederler.
Elhâsıl: Dalâlet yolunda nihâyetsiz müşkülât var, hidayet ve vahdet yolunda nihâyetsiz sühûlet var.
اَلْبَاق۪ي هُوَ الْبَاق۪يSaid Nursî