Dördüncü Mes'ele
فَلِاُمِّهِ السُّدُسُ İşte mimsiz medeniyet, nasıl kız hakkında, hakkından fazla hak verdiğinden böyle bir haksızlığa sebeb oluyor‥ öyle de; vâlide hakkında hakkını kesmekle daha dehşetli haksızlık ediyor.
Evet rahmet‑i Rabbâniye’nin en hürmetli, en halâvetli, en latîf ve en şirin bir cilvesi olan şefkat-i vâlide, hakàik-ı kâinât içinde en muhterem, en mükerrem bir hakikattir. Ve vâlide, en kerîm, en rahîm, öyle fedâkâr bir dosttur ki; o şefkat sâikasıyla bir vâlide, bütün dünyasını ve hayatını ve rahatını, veledi için fedâ eder. Hattâ vâlideliğin en basit ve en ednâ derecesinde olan korkak tavuk, o şefkatin küçücük bir lem'asıyla yavrusunu müdafaa için ite atılır, arslana saldırır.
İşte böyle muhterem ve muazzez bir hakikati taşıyan bir vâlideyi, veledinin malından mahrum etmek, o muhterem hakikate karşı ne kadar dehşetli bir haksızlık, ne derece vahşetli bir hürmetsizlik, ne mertebe cinayetli bir hakaret ve arş‑ı rahmeti titreten bir küfran-ı ni'met ve hayat-ı ictimâiye-i beşeriyenin gayet parlak ve nâfi' bir tiryâkına bir zehir katmak olduğunu, insaniyet-perverlik iddia eden insan canavarları anlamazlarsa, elbette hakîki insanlar anlar. Kur'ân-ı Hakîm’in فَلِاُمِّهِ السُّدُسُ hükmünü, ayn‑ı hak ve mahz-ı adâlet olduğunu bilirler.
اَلْبَاق۪ي هُوَ الْبَاق۪يSaid Nursî