Birinci Nota
Kendi nefsime hitâben demiştim: Ey gâfil Said! Bil ki, şu âlemin fenâsından sonra sana refâkat etmeyen ve dünyanın harâbıyla senden müfârakat eden bir şeye kalbini bağlamak sana lâyık değildir. Hususan senin asrının inkırâzıyla seni terk edip arka çeviren ve bâhusus berzah seferinde arkadaşlık etmeyen ve hususan seni kabir kapısına kadar teşyî' etmeyen, hususan bir‑iki sene zarfında ebedî bir firâk ile senden ayrılıp günahını senin boynuna takan, hususan senin rağmına olarak husûlü ânında seni terk eden fânî şeylerle kalbini bağlamak, kâr-ı akıl değildir.
Eğer aklın varsa, uhrevî inkılâbâtında, berzahî etvârında ve dünyevî inkılâbâtının müsâdemâtı altında ezilen, bozulan ve ebedî seferde sana arkadaşlığa muktedir olmayan işleri bırak, ehemmiyet verme, onların zevâlinden kederlenme.
Sen kendi mâhiyetine bak ki; senin latîfelerin içinde öyle bir latîfe var ki, ebedden ve Ebedî Zâttan başkasına râzı olamaz. O’ndan başkasına teveccüh edemiyor. Mâsivâsına tenezzül etmez. Bütün dünyayı ona versen, o fıtrî ihtiyacı tatmin edemez. O şey ise, senin duygularının ve latîfelerinin sultanıdır. Fâtır‑ı Hakîm’in emrine mutî' olan o sultanına itâat et, kurtul!