Zulmün Şedîd Bir Nev'i
Dünyaca hàvâs tanınan insanlardaki meziyet, sebeb‑i tevâzu' ve mahviyet iken tahakküm ve tekebbüre sebeb olmuştur. Fukara aczi, avâmın fakrı, sebeb-i merhamet ve ihsân iken esârete mahkûmiyetlerine müncer olmuştur.
Bir işte mehâsin ve şeref hâsıl oldukça hàvâssa peşkeş edilir; seyyiât olsa avâma taksim edilir.
Meselâ, bir tabur galebe çalsa şân ve şeref kumandana verilir, taksim edilmez. Mağlûb olduğu vakit, seyyie tabura taksim edilir. Meselâ, bir aşîret nâmuskârâne bir iş etse “Âferin Hasan Ağa!” derler. Fenâlık ettikleri vakit “Tuh! Ne pis aşîret imiş.” diyecekler.
وَاِذَا تَكُونُ كَر۪يهَةٌ اُدْعٰى لَهَا وَاِذَا يُحَاسُ الْحَيْسُ يُدْعٰى جُنْدُبْ kavl‑i meşhûru, şu acîb zulmün tercümânıdır.
Hem de şu ictimâî sistemdeki damar‑ı zulmün bir mecrâsı da şudur: Yüksek tabakada birinin öldürülmesiyle, çok seneler mâtem tutulur. Hâlbuki onun cinayetiyle tabaka-i avâmda yüzer belki binler kişi telef olsa bir-iki günde unutulur. Şu ise adâlet-i Kur'âniyeye zıttır. Bir şah, bir gedâyı öldürse şerîat kısâsa hükmeder, ikisini bir görür.