Bu âyet‑i muazzama gibi pek çok Âyât-ı Kur'âniye, bu kâinât Hàlık’ını bildirmek cihetinde, her vakit ve herkesin en çok hayretle bakıp zevk ile mütâlaa ettiği en parlak bir sahife-i tevhid olan semâvâtı en başta zikretmelerinden, en başta ona başlamak muvâfıktır.
Evet, bu dünya memleketine ve misâfirhânesine gelen herbir misâfir, gözünü açıp baktıkça görür ki: Gayet keremkârâne bir ziyâfetgâh ve gayet san'atkârâne bir teşhîrgâh ve gayet haşmetkârâne bir ordugâh ve ta'limgâh ve gayet hayretkârâne ve şevk‑engîzâne bir seyrangâh ve temâşâgâh ve gayet mânidârâne ve hikmet-perverâne bir mütâlaagâh olan bu güzel misâfirhânenin sâhibini ve bu kitab-ı kebîrin müellifini ve bu muhteşem memleketin sultanını tanımak ve bilmek için şiddetle merak ederken, en başta göklerin nur yaldızı ile yazılan güzel yüzü görünür: “Bana bak, aradığını sana bildireceğim!” der. O da bakar görür ki:
Bir kısmı, Arzımızdan bin defa büyük ve o büyüklerden bir kısmı, top güllesinden yetmiş derece sür'atli yüzbinler ecrâm‑ı semâviyeyi direksiz, düşürmeden durduran ve birbirine çarpmadan fevkalhad çabuk, beraber gezdiren ve yağsız, söndürmeden mütemâdiyen o hadsiz lambaları yandıran ve hiçbir gürültü ve ihtilâl çıkartmadan o nihâyetsiz büyük kütleleri idare eden ve güneş ve kamerin vazifeleri gibi, hiç isyan ettirmeden o pek büyük mahlûkları vazifelerle çalıştıran ve iki kutbun dâiresindeki hesab rakamlarına sıkışmayan bir nihâyetsiz uzaklık içinde, aynı zamanda, aynı kuvvet ve aynı tarz ve aynı sikke-i fıtrat ve aynı sûrette, beraber, noksansız tasarruf eden ve o pek büyük mütecâviz kuvvetleri taşıyanları, tecâvüz ettirmeden kanununa itâat ettiren ve o nihâyetsiz kalabalığın enkàzları gibi, göğün yüzünü kirletecek süprüntülere meydân vermeden, pek parlak ve pek güzel temizlettiren ve bir muntazam ordu manevrası gibi manevra ile gezdiren ve Arzı döndürmesiyle, o haşmetli manevranın başka bir sûrette hakîki ve hayâlî tarzlarını her gece ve her sene sinema levhaları gibi seyirci mahlûkatına gösteren bir tezâhür-ü rubûbiyet ve o rubûbiyet fa'âliyeti içinde görünen teshìr, tedbir, tedvîr, tanzim, tanzîf, tavziften mürekkeb bir hakikat, bu azameti ve ihâtatı ile O semâvât Hàlık’ının vücûb-u vücûduna ve vahdetine ve mevcûdiyeti, semâvâtın mevcûdiyetinden daha zâhir bulunduğuna bilmüşâhede şehâdet eder mânâsıyla Birinci Makamın Birinci Basamağında: لَٓا اِلٰهَ اِلَّا اللّٰهُ الْوَاجِبُ الْوُجُودِ الَّذ۪ي دَلَّ عَلٰى وُجُوبِ وُجُودِهِ ف۪ي وَحْدَتِهِ السَّمٰوَاتُ بِجَم۪يعِ مَا ف۪يهَا بِشَهَادَةِ عَظَمَةِ اِحَاطَةِ حَق۪يقَةِ التَّسْخ۪يرِ وَالتَّدْب۪يرِ وَالتَّدْو۪يرِ وَالتَّنْظ۪يمِ وَالتَّنْظ۪يفِ وَالتَّوْظ۪يفِ الْوَاسِعَةِ الْمُكَمَّلَةِ بِالْمُشَاهَدَةِ denilmiştir.