Birinci Suâliniz
Hazret‑i Âdem’in (as) Cennet’ten ihracı ve bir kısım benî Âdem’in Cehennem’e idhali ne hikmete mebnîdir?
Elcevab: Hikmeti, tavziftir… Öyle bir vazife ile memur edilerek gönderilmiştir ki; bütün terakkiyât‑ı maneviye-i beşeriyenin ve bütün isti'dâdât-ı beşeriyenin inkişaf ve inbisatları ve mâhiyet-i insaniyenin bütün Esmâ-i İlâhiye’ye bir âyine-i câmia olması, o vazifenin netâicindendir.
Eğer Hazret‑i Âdem Cennet’te kalsaydı; melek gibi makamı sâbit kalırdı, isti'dâdât-ı beşeriye inkişaf etmezdi. Hâlbuki yeknesak makam sâhibi olan melâikeler çoktur, o tarz ubûdiyet için insana ihtiyaç yok. Belki Hikmet‑i İlâhiye, nihâyetsiz makàmâtı kat' edecek olan insanın isti'dâdına muvâfık bir dâr-ı teklifi iktiza ettiği için, melâikelerin aksine olarak, muktezâ-yı fıtratları olan ma'lûm günahla Cennet’ten ihrac edildi.
Demek Hazret‑i Âdem’in Cennet’ten ihracı, ayn-ı hikmet ve mahz-ı rahmet olduğu gibi; küffarın da Cehennem’e idhalleri, haktır ve adâlettir.
Onuncu Söz’ün Üçüncü İşâreti’nde denildiği gibi; çendan kâfir az bir ömürde bir günah işlemiş, fakat o günah içinde nihâyetsiz bir cinayet var. Çünkü küfür, bütün kâinâtı tahkîrdir, kıymetlerini tenzîl etmektir ve bütün masnûâtın Vahdâniyete şehâdetlerini tekzîbdir ve mevcûdât âyinelerinde cilveleri görünen Esmâ‑i İlâhiye’yi tezyiftir.
Onun için, mevcûdâtın hakkını kâfirden almak üzere, mevcûdâtın Sultanı olan Kahhâr‑ı Zülcelâl’in, kâfirleri ebedî Cehennem’e atması, ayn-ı hak ve adâlettir. Çünkü, nihâyetsiz cinayet, nihâyetsiz azâbı ister.