Sadâ‑yı Hakikat
Tarîk‑ı Muhammedî, şübhe ve hileden münezzeh olduğundan şübhe ve hileyi îmâ eden gizlemekten de müstağnîdir. Hem de o derece azîm ve geniş ve muhît bir hakikat, bâhusus bu zaman ehline karşı hiçbir cihetle saklanmaz. Bahr-i Ummân nasıl bir testide saklanacak? Tekraren söylüyorum ki: İttihâd-ı İslâm hakikatinde olan İttihâd-ı Muhammedî’nin (asm) cihetü'l-vahdeti tevhid-i İlâhîdir. Peymân ve yemîni de îmândır. Müntesibîni umum mü'minlerdir. Nizâmnâmesi Sünen-i Ahmediye’dir (asm). Kanunu, evâmir ve nevâhî-i şer'iyedir. Bu ittihâd, âdetten değil; ibâdettir. İhfa, havf riyâdandır. Farzda riyâ yoktur. Bu zamanın en büyük farz vazifesi, ittihâd-ı İslâm’dır.
İttihâdın hedef ve maksadı; o kadar uzun, münşaib, muhît, merâkiz ve maâbid‑i İslâmiyeyi birbirine rabtettiren bir silsile-i nurânîyi ihtizâza getirmekle, onunla merbût olanları îkaz ve tarîk-ı terakkîye bir hâhiş ve emr-i vicdânî ile sevketmektir. Bu ittihâdın meşrebi, muhabbettir. Husûmet ise, cehâlet ve zarûret ve nifâkadır. Gayr-ı müslimler emin olsunlar ki bu ittihâdımız, bu üç sıfata hücumdur. Gayr-ı müslime karşı hareketimiz iknâdır. Zîra onları medenî biliriz. Ve İslâmiyeti mahbûb ve ulvî göstermektir. Zîra onları munsıf zannediyoruz. Lâübâlîler iyi bilsinler ki, dinsizlikle kendilerini hiçbir ecnebîye sevdiremezler. Zîra mesleksizliklerini göstermiş olurlar. Mesleksizlik, anarşilik sevilmez. Ve bu ittihâda tahkîk ile dâhil olsalar, onları taklid edip çıkmazlar. İttihâd-ı Muhammedî (Aleyhissalâtü Vesselâm) olan ittihâd-ı İslâm meslek ve hakikatini efkâr-ı umumiyeye arz ederiz. Kimin bir i'tirâzı varsa etsin, cevaba hazırız.
جُمْلَه شِيرَانِ جِهَانْ بَسْتَهِٔ اِينْ سِلْسِلَه اَنْد
رُوبَه اَزْ حِيلَه چِه سَانْ بِگُسَلَدْ اِينْ سِلْسِلَه رَا
Said Nursî